Cuma, 05 Aralık 2008 02:44  

haber menü
TBL Erkek
TBBL Bayan
TB2L Erkekler
Milli Takımlar
ULEB Euroleague
ULEB Cup
FIBA EuroCup
NBA
Avrupa Ligleri
Alt Yapılar
Arşiv
Haber Paylaşım Servisi
Linkler
Reklam
Video Haberler
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
Efes Pİlsen Nereye ?
Beğenmedİklerİmİz...
Fenerbahçe Ülker TAUyu Konuk Edİyor
Efes Ateşte
İşler Çok KarIştI
BU HAFTA
Müthİş Takas
Kambalaya Bak
Fenerbahçe Ülker İçİn Şok Gelİşme
TB2Lde Günün SonuçlarI
Efes Clİff Hammonds İle AnlaştI
Predrag Drobnjak Efes Pİlsende
Fenerbahçe Ülker Roma DeplasmanInda
Beşİktaş Haftalar Sonra KazandI
Avrupa Maç ProgramImIz (2,3,4 AralIk)
Hoşgeldİn Gİrİcek...

Online Reviews

Get the latest online gambling advice. Read about the best online casinos and game reviews such as Slots, Blackjack and Poker.

Osmanlı Asaleti Parkelerde
Perşembe, 07 Haziran 2007 13:17
 Harun Erdenay dendiğinde çoğumuzun aklına o yumuşak ve düzgün şutları, o enfes turnikelerı, o turnikeleri bırakırken havadaki süzülüşü aklımıza geliyor olmalı.

Baskethaneye Gider


Zaten bu özelliği sayesinde Yunan mitolojisindeki uçan atın adı olan “Pegasus” ismiyle anılır oldu.

 

İTÜ ile başladığı muhteşem kariyerini Paşabahçe ve taraftarı olduğu Fenerbahçe ile sürdüren ancak en önemli ve başarılı yıllarını Ülkerspor formasıyla yaşayan Harun Erdenay, her zaman hayalini kurduğu üzere İTÜ’ye dönüp basketbolu bırakmaya hazırlanıyordu ancak eşi ve menajerinin ısrarlarıyla gözlerini açtığı takımı bırakarak Mersin BŞB. formasını da bir sezon giyerek bir Anadolu takımında Birinci lige veda etti. Ancak ikinci lige düşen İTÜ’ye bu sezon playoff’larda geri dönen Pegasus son anda takımını birinci lige çıkaramasa da arzu ettiği gibi son formasını giydiği takım İTÜ oldu.

 

Osmanlı İmparatorluğu’na uzanan aile köklerinin de etkisinden olsa gerek hem sahada hem de saha dışında gerçek bir beyefendi olan Harun, taraflı tarafsız tüm sporseverlerin saygı duyduğu bir isim ve bu beyefendi insan şu an A Milli basketbol takımımızın menajeri olarak İspanya’da Avrupa Şampiyonası’nda başarılı olmak yolunda gece gündüz çalışıyor.

 

Neredeyse tüm çocukluğunun geçtiği ve basketbola merhaba dediği İTÜ’nün Ayazağa Kampüsü’nde bizi kabul eden ve keyifli bir sohbet yaptığımız efsane isim hakkında bilinmeyen birçok şeyi bu yazıda öğreneceğinizi tahmin ediyoruz...

 

BOĞAZİÇİ’Lİ BİR BASKETBOLCU

 

Aile geçmişinizle ilgili konuya girmek istiyorum. Aile bağları Osmanlı dönemine kadar gidiyor. Bu konuyu açar mısınız?

 

Osmanlılar gerçekten çok büyük bir hanedan ve çok fazla kollara ayrılmış. Osmanlı İmparatorluğu ile olan bağımız ile babaannemden kaynaklanıyor. Babaannem Dolmabahçe Sarayı'nda büyümüş. Babaannemin ablası Bedrifelek ise Sultan II. Abdulhamid'in eşlerindendir. Büyük dayım Bağdat Valiliği yapmıştır. Hatta oradan inanılmaz derece büyük bir arazi kaldı bize. İçinde 80 tane köy vardı. Biz bu araziyi satmadık ancak daha sonra Saddam Hüseyin el koydu.

 

 

Basketbolcu olmadan önce hayalinizdeki meslek neydi?

 

Benim pek öyle bir şansım olmadı. Zaten babam basketbolcu olduğundan ötürü gözlerimi basketbol sahasında açtım. Bu yüzden 3 yaşından beri tamamen basketbolun içinde yer aldım. O dönemlerde beni potaya asıp ağlayana kadar orada bırakırlardı.

 

Bu arada dayınız Ömer Yücesoy da eski bir basketbolcu olarak sizin buralara gelmenize ön ayak olan insanlardan biri oldu sanırım.

 

Evet. O zamanlar dayım Ankara'da biz İstanbul'da yaşardık ancak her Şubat tatilinde Ankara'ya gittiğimizde tel file ve pazar filesinden çember yapıp kapıya yapıştırarak pota yapardı. Tabii o zamanlar marketler falan yoktu hazır pota alalım ve plastik topla orada dayımla basketbol oynardık. Gerçekten bunu çok severdim.

 

Basketbol eğitiminizde babanızın rolü çok büyüktü ve size oldukça sert bir yaklaşımı vardı. Dayınız nasıl yaklaşırdı? Babanızın mı yoksa dayınızın mı sizin buralara gelişinde etkisi daha büyük oldu?

 

Dayım her zaman daha yumuşaktı. Ancak babamın etkisi daha fazla olmuştur diyebilirim.

 

Boğaziçi Üniversitesi'nde Matematik Öğretmenliğine kaydınızı yaptırıp ardından Bilgisayar Programcılığı'na geçiş yaptınız. O dönemde okul ile basketbolu nasıl götürebildiniz?

 

Aslında okumayı severdim, iyi bir öğrenciydim ve üniversite sınavlarında o zamana göre iyi bir puan almıştım. Eğitimimi de götürebildiğim kadar götürecektim 3 sene kadar okudum ancak bir yerden sonra tıkandı. Başka bir üniversitede okusaydım yine aynı zorlukları yaşayacaktım.

 

Anadolu yakası ile Avrupa yakası arasında gidip gelmeniz de bir başka zorluk idi sanırım.

 

Evet. O zamanın şartlarında okul ile sporu bir arada götürmek gerçekten çok zordu. Ancak ABD'deki gibi üniversite takımı ve üniversiteler arası bir lig olsaydı bu zorluk aşılabilirdi.

 

İTÜ'de 1985-1986 sezonunda Levent Topsakal, Necati Güler gibi isimlerle A takıma çıktınız. Ancak pek fazla süre alamadınız. Ancak ikinci yılınızda gerçek çıkışınızı yapmaya başladınız.

 

Evet o sene en fazla 5-6 dakika oynuyordum. İkinci sezonda ise daha hazırdım ve kendime olan güvenim daha fazlaydı. O sezon A takımdaki oyunculara karşı daha süratli olduğumu ve daha fazla sıçradığımı hissettim. Bu güven sayesinde 18 yaşında Türkiye'nin en iyi oyuncuları arasına girdim.

 

İkinci sezonunuzda ilk maçta Şekerspor'a karşı 20 sayı, 10 ribaunt ile oynadıktan sonra popülariteniz bir anda arttı sanırım.

 

Evet o maçın yeri benim için çok ayrıdır. O dönemle ilgili şöyle bir anım var. İlk sezonumu oynarken lise son sınıftaydım. O dönemde gazetelerde maçlardaki oyuncu performansları, bugünkü puanlama yerine yıldızlama sistemiyle değerlendirilirdi iki yıldız, üç yıldız gibi. O sistemde bir de soru işareti vardı bu adam ne yaptı diye. O sezon da birçok maçta son iki üç dakika oyuna girerdim ve hiç bir şey yapamadan maç biterdi. Bana da sürekli gazetelerde soru işareti verilirdi. Ertesi gün okula geldiğimde tahtada adım yazılır ve altında kocaman bir soru işareti olurdu.

 

 

Daha sonra İTÜ'nün ligdeki iddiası azaldı ve sizin de daha iyi bir takımda oynama ihtiyacınız oldu sanırım. Böylece Paşabahçe forması giymeye başlayarak üst sıraları ciddi anlamda hedefleyen bir takımda ilk kez oynamaya başladınız.

 

Evet. O dönemde Levent Topsakal'ın ayrılması takımı çok etkiledi. Paşabahçe'ye geçtikten sonra orada 1 sezon oynayıp Fenerbahçe'ye geçtim.

 

Fenerbahçe'nin çok iyi bir döneminde sarı lacivertli formayı giymeye başladınız sanırım.

 

O dönemde 1907 Fenerbahçeliler Derneği ilk kez devreye girmişti ve dediğiniz gibi çok iyi bir takımdaydım. Çok başarılı olduk ve ben de çok iyi maçlar çıkardım.

 

NBA’DE OYNAMAK İSTEMEDİM

 

Peki o dönemde unutamadığınız maçlar var mıydı? Bizimle paylaşır mısınız?

 

Koraç Kupası'nda Panionios ile oynayıp 44 sayı attığım maçı unutamıyorum. O dönemde Panionios çok sert savunma yapan bir ekipti. Eski Fenerbahçe'li Henry Turner da o takımdaydı. O maçta takımın coachu "Rakipte Harun Erdenay gibi çok iyi bir oyuncu var. Dikkat edin." demiş ve oyuncular da " Ne kadar iyi olursa olsun en fazla 25-30 sayı atar. 40 sayı atacak hali yok ya". demişlerdi ve o maçta 44 sayı atmıştım. Maçtan sonra rakip takım kaptanı Yannakis beni tebrik etmişti. Coachları ise "Bu çocuğun burada ne işi var gitsin NBA'de oynasın" demişti. Gerçekten unutulmayacak bir maçtı benim için.

 

Bu göze çarpan çıkışınız doğal olarak NBA'in de dikkatini çekiyor.

 

O dönemde Cleveland Cavaliers'dan teklif geldi. Doğrudan kontrat teklifi almıştım. O dönemde kontratım devam ettiğinden dolayı benimle hemen kontrat yapamıyorlardı o yüzden önce yaz kampına çağırıp oradan takıma dahil etmek istemişlerdi. Benim hücum gücümü çok beğeniyorlardı. Cavaliers coachu bir gün beni telefonla arayıp "Sen çok yetenekli bir oyuncusun ancak iki sene benchte oturacaksın ve sana bir savunma coachu vereceğiz. Bir yaz dönemini savunma çalışarak geçireceksin ve iki sezon savunma ağırlıklı idmanlar yapacaksın. Hücumda hiç bir sorun yaşamazsın çünkü tam NBA'in aradığı gibi muazzam bir birebir oyunun var." dedi ancak açıkçası orada oynamak bana gerçekten zor geldi çünkü o dönemlerde Avrupa'da bir efsane olan Drazen Petrovic bile o sırada Portland Trail Blazers'daydı ve forma giyemiyordu.

 

Fenerbahçe'den sonra kariyerinizin en önemli yıllarını geçirdiğiniz Ülkerspor'a geldiniz. Turuncu yeşillilerde Türkiye içinde almadığınız kupa kalmadı ancak yapılan onca yatırıma rağmen Avrupa'da final four hedefi de bir türlü gerçekleşmedi.

 

O dönemde bir kez Barcelona ile oynarken bir kez de Zalgiris Kaunas'a elenmiştik ve o sene Zalgiris final four şampiyonu olmuştu. Sakatlık sorunlarımız da oldu. Barcelona serisinde Tolga Tekinalp mecburiyetten dört numara oynamıştı. Pete Williams sakattı. Daha sonra Michael Anderson'ın eli kırılmıştı. Ancak bu sakatlıklar olmasaydı da final four oynayacak güçte değildik. Çünkü kadro derinliğimiz yoktu. O dönemde Efes Pilsen'de kadro derinliği daha fazlaydı ve final four için daha şanslıydı.

 

 

O dönemlerde Efes Pilsen her sene yeni bir yeteneği A takıma çıkartırken yeni kurulan Ülker'de böyle bir durum yoktu. Bu da bir faktördü herhalde.

 

Tabii. Efes'te Mirsad, Hüseyin, Hidayet, Ömer gibi isimler çıktı o dönemlerde. Tabii burada Efes Pilsen'in geçmişinin Ülker ile kıyaslanamayacak kadar eski olması unutulmasın. Ben Ülker'e gittiğimde takım henüz ikinci yılındaydı. Altyapıdan tam verim almak için en az bir 10-15 sene geçmeli. Şu an Alpella forması giyen oyuncular o dönem atılan adımların sonuçlarıdır.

 

ÜLKER’DE SIKILDIM

 

Ülker forması altında çok sayıda unutulmaz maçınız ve basketiniz olmuştu ancak Barcelona maçındaki son saniyede maç kazandıran basketiniz hiç unutulmayacak. O maçı anlatır mısınız?

 

Bütün maç gerideydik o maçta ve maçın bitimine 4-5 saniye kala bir yada iki sayı gerideyken coachumuz Çetin Yılmaz mola aldı. Taktik verecek pek bir durum yok ben de “Hocam verin topu bana gidip atayım.” dedim. Pota altına gidemeyeceğimi biliyordum o yüzden çok hızlı karşı yarı sahaya gidip dengeli bir atış yapmalıydım. Topu da beklenmedik derecede rahat aldım. Soldan gittim o sırada rakip bana ikili sıkıştırma yapsa işim çok zor olurdu ama yapmadılar. Soldan gittim yana kayınca potalı atayım dedim ve çok yumuşak bir atış oldu.

 

Unutamadığım bir başka maç ise Real Madrid maçıydı. O sezon PAOK’da oynayan Peja Stojakovic ile sayı krallığı için çekişiyorduk. Madrid coachu o maçta “Rakipte sadece Harun tehlikeli. Diğer oyuncular o kadar önemli değil. Bırakalım Harun atsın. Diğerleri atamaz kazanırız.” demiş. Ben de o gün çok iyi atıyorum elim çok iyi. 39-40 sayı atmıştım ve yenmiştik.

 

Peki bu kadar başarılı ve yatırımı seven bir takım olan Ülker'den ayrılma nedeniniz neydi?

 

Ülker'de geçirdiğim 9 yıldan sonra artık sıkılmıştım. Daha önce de planladığım üzere İTÜ'ye geri dönüp orada basketbolu bırakmak istiyordum. Ülker'den ayrıldığım sezon Fenerbahçe beni çok istiyordu ve bu konuda çok baskı yapıyordu. Ama yine de İTÜ'den vazgeçmedim. Tempo olarak da Ülker'in Türkiye ligi ve Euroleague temposu artık yormaya başlamıştı. Fenerbahçe'de de Euroleague kadar zorlu olmasa da Avrupa maçları olacaktı ve yine yorulacaktım bu yüzden daha rahat olacağımdan dolayı İTÜ'yü seçtim.

 

İTÜ'ye geçtiğinizde 37 yaşındaydınız ancak eski Harun orada da parkelerderdydi.

 

Evet. Ülker'den İTÜ'ye gittiğim ilk sezonda sayı kralı oldum.

 

Bu arada Gergana Baranzova ile beraberliğiniz sonrası evlenmeye karar verdiniz ardından oğlunuz Alihan dünyaya geldi. Tam basketbolu bırakmaya hazırlanıyordunuz Mersin Büyükşehir Belediyespor çok akıllıca bir teklifle sizi Mersin'e çekti sanırım.

 

Aslında ben yine de gitmek istemiyordum ancak menajerim Engin Bayav beni ikna etti. "Hiç Anadolu'da oynamadan kariyerini bitireceksin. Gel bir sene Mersin'de oyna. Oradaki ortam da çok güzel." dedi ardından eşim de oradan aldığı teklif sonrası benim Mersin'de oynamam konusunda ısrarcı olunca gidip bir sene oynamaya karar verdim.

 

Mersin'de nasıl bir ortam buldunuz?

 

Çok güzel bir ortam vardı. Gerek kulübün yaklaşımı gerekse Mersin halkının basketbola olan ilgisi çok güzeldi. Şehir olarak da Mersin çok güzel bir yer olunca oradaki bir senem her bakımdan çok değişik ve güzel geçti.

 

BENİM YAŞADIKLARIMI ALİHAN YAŞAMASIN

 

Anne, baba ve dedeleri basketbolcu iken oğlunuz Alihan'da sizin çocukluğunuzu görmemiz mümkün mü yoksa farklı bir mesleği seçmesini mi istersiniz?

 

Alihan'ın basketbolcu olmasını isterim ancak önce onun basketbolcu olmak istemesi lazım. İsim vermek istemiyorum ama bazı kişileri biliyorum babaları basketbolcu ama kendilerinde hiçbir istek yok. İçinden o istek gelmeden iyi bir basketbolcu olunamaz. Eğer Alihan'ın da içinde basketbolcu olmak gibi bir istek yoksa zorlamam.

 

Babanız Kemal Erdenay'ın sizi nasıl sert bir şekilde basketbolcu olarak yetiştirdiğini biliyoruz. Siz de aynı eğitim şeklini Alihan için uygular mısınız?

 

Hayır kesinlikle böyle sert bir yaklaşımım olmayacak.

 

O zaman bir bakıma "Ben gördüm oğlum görmesin" diyorsunuz.

 

Evet aynen öyle.

 

Milli takıma dönecek olursak 2001 Avrupa Şampiyonası'ndaki 2.likten sonra 2002 Dünya Şampiyonası ve sonrasında 2006 Dünya Şampiyonasına kadar sert bir düşüş yaşadık. Ne oldu da bu düşüş gerçekleşti?

 

Takımda biraz problemler vardı. Indianapolis'e 2002 Dünya ampiyonası'na giderken takım içinde "Ben oynayayım. Ben ön plana çıkayım" tartışmaları çıktı. Ancak şunu da belirtmek gerek. Orada iki maçı çok kötü kaybettik. Biri Porto Riko diğeri de Brezilya maçları. Bu yenilgiler bizim yolumuzu tamamen değiştirdi ve İspanya ile o turnuvada şampiyon olan Yugoslavya ile eşleşmek zorunda kaldık. Mesela Yeni Zelanda dünya dördüncüsü oldu ama bizden iyi takım değillerdi. Eğer bu kötü kaybedilen iki maçı alsaydık orada da mutlaka beşincilk veya altıncılık alacak gücümüz vardı. Zaten gücümüzü klasman maçlarında Çin ve Rusya'yı yenerek gösterdik.

 

Sizinle ve Doğan Hakyemez ile geçtiğimiz yaz Japonya'da konuşurken, 2001 Avrupa Şampiyonası esnasında yaşanan bazı sorunlar hasır altı edildiğini ancak taraftar desteğinden dolayı bunun sahaya yansımadığını söylemiştiniz.

 

Sonuçta basketbol bireysel spor ve bu tür bireysel çekişmeler olacaktır ancak önemli olan bu çekişmelerin sahaya taşınmamasıydı. Indianapolis'te bu maalesef sahalara taşındı. En son 2005'te Sırbistan'daki Avrupa Şampiyonası dönüşü bu durum daha da kötü oldu ve basına kadar yansıdı. Her şeye rağmen iddia ediyorum 2002 Dünya Şampiyonası Türkiye'de olsaydı yine başarılı bir derece alırdık. Türkiye atmosferinde oyuncular gerçekten çok farklı oluyor.

 

Gerçi 2001'deki şampiyona finalinde de hakemlerden az yakınılmadı.

 

Doğru. Hayatımda ev sahibi takım karşısında bu kadar kollanan bir takım görmedim. Bir de guard sorunumuz vardı. Orhun Ene sakatlanmıştı. Kerem Tunçeri de tecrübesizdi bu yüzden oyun kurucu oynamak zorunda kalmıştım.

 

HİDAYET VE MEHMET’İN KARARLARI ÇOK ABARTILDI

Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur konusunda geçtiğimiz yaz yaşanan olaylara değinmek istiyorum. Bu iki oyuncu da geçerli veya geçersiz bazı mazeretler öne sürdüler ve Japonya'da yer almadılar ve bu iki oyuncunun yokluğunda orada büyük bir başarı elde ettik. Ancak dikkatimi çeken şu oldu. Takımımızdaki bazı oyuncular bu başarı sonrası isim vermeden bu iki oyuncumuzu hedef alan açıklamalar yaptılar. Bu yaz bu iki oyuncu takıma katıldığı zaman bu demeçleri veren oyuncularla aralarında problemler çıkacağını düşünüyor musunuz?

 

Hidayet ve Mehmet diğer oyuncular gibi belirtilen zamanda takıma dahil olurlarsa bir problem olmayacağını düşünüyorum. Bu oyuncular sonuçta arkadaşlar ve yaşananlar unutulur. Bir de geçmişe bakacak olursak hem Hidayet hem de Mehmet her yaz takıma katılmışlar ve ilk kez geçtiğimiz yaz gelememişler. Ben de bir kere Fransa'daki 1999 Avrupa Şampiyonası öncesi milli takıma katılamadım. Takımın en iyi oyuncularından biriydim ancak dizim ağrıyordu. Oynayabilirdim ama bu sefer dizimi tedavi ettiremeyecektim ve takıma faydam da sınırlı olacaktı. O dönem takımın başında olan Erman hoca'ya (Erman Kunter) "Türkiye'de kalıp 1,5 - 2 ay dizimi tedavi ettirip güçlendireyim." diyerek izin istedim ve kendisi bunu kabul etti. O zaman böyle problemler de olmadı.

 

 

Basın da o zaman abarttı mı bu olayları?

 

Evet. Basının da bu durumun büyümesinde rolü var. Bu durumu vatan hainliğine kadar götürmeye çalıştılar. Mesela Hidayet 15 yaşından beri milli takımlarda görev alıyor ve ilk defa gelememiş. Bu yüzden bu kadar büyütülmemeliydi ancak bu yaz da takıma gelmezse o zaman kötü niyet aranabilir.

 

Mesela Hidayet geçtiğimiz yaz playoff oynamadı ve sezonu Nisan ayında bitirdi. Ancak bu sezon playoff oynadı. Eğer milli takımdan affını geçen yaz yerine bu yaz isteseydi geçen sezona göre daha fazla maç yaptığı için bu kararı muhtemelen fazla büyütülmezdi. Bu yaz Slovenya'lı Nachbar da dinlenmek istediğini belirtti ve ülkesinden büyük tepki gördü. Oysa hem basketbol hem de diğer sporlarda birçok ülkede yazı dinlenmek için milli takımlardan aflarını isteyen oyuncular ülkelerinden bu kadar tepki almayabiliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce basının biraz da yaz döneminin boşluğundan kaynaklanan yazacak konu sıkıntısı mı bu duruma neden oldu?

 

Doğru söylüyorsunuz. Ancak her ülkenin bu tür durumlardaki bakış açısı aynı olmuyor o yüzden farklı ülkeler farklı tepkiler gösterebiliyor.

 

İSPANYA’DAN 9. DÖNEBİLİRİZ

 

2001'deki başarıdan sonra yaşanan sert düşüşü bir başka başarının alındığı 2006 sonrasında yaşamamak için hazırlıklı mıyız?

 

Düşüş olayını bir kenara bırakacak olursak Avrupa Şampiyonası'nda bizi yenebilecek 9-10 tane takımı bir çırpıda sayabiliriz. Bu takımlar bizden güçlü olduğundan çok bizle eşit seviyelerde olduğu için bu takımları sayabiliriz. Bu takımlar içinde en üst düzeyde basketbol oynayan İspanya ve Yunanistan dışında her takım karşısında her zaman galip gelebiliriz yada yenilebiliriz. Bu durumda bu takım Avrupa Şampiyonası'ndan 9. dönerse ne olacak? Bu sonuç alınabilir. Bütün problemlerimiz çözülüp en iyi kadromuzla gitsek de bu takımlara yenilebiliriz.

 

Bir de insanlar şunu algılamalı. Dünya Şampiyonası ve Olimpiyatlar her zaman Avrupa Şampiyonaları ile kıyaslandığında daha kolay gözüküyor.

 

Tabii ki. 2008'de Pekin'deki Olimpiyatlarına Avrupa kıtasından sadece 2 takım doğrudan katılırken 3 takım elemeyle belirlenecek. Ancak Avrupa'daki takımların büyük kısmı Asya ve Afrika kıtalarından gelecek Katar, Lübnan, Angola, Çin gibi takımları yenip Arjantin, Brezilya gibi takımlarla kafa kafaya oynayabilir. Bana soracak olursanız Dünya Şampiyonası ve Olimpiyatlar Amerika, Kanada, Brezilya, Arjantin ve sekiz Avrupa takımı arasında olmalı. Bu yüzden Avrupa Şampiyonaları her zaman daha zordur. Zaten coach Tanjevic de "Dünya Şampiyonalarını Avrupa Şampiyonalarına 5 kere tercih ederim." diyor.

Avrupa Şampiyonası'ndaki avantajlarımızdan biri de çapraz eşleşmede İspanya ve Yunanistan'lı gruptan sıyrılıp Fransa, Slovenya ve İtalya'lı grupla eşleşecek olmamız. Takımımızın diğer takımlara göre avantajları nelerdir?

 

Her şeyden önce Tanjevic faktöründen ötürü çok iyi ve disiplinli çalışan bir takımız. Çok iyi idman yapıyoruz. Fizik açıdan çok iyi olduğumuz bu turnuvada Hidayet ve Mehmet'in de katkılarını alabilmemiz halinde Yunanistan ve İspanya dışında pek fire verebileceğimizi düşünmüyorum.

Japonya’da görüldü ki Yunanistan da yenilmeyecek takım değil. Onlar neredeyse tam kadroydu ve biz onca eksiğe rağmen son anda verdik maçı.

Aslında Yunanistan o maçta bizden çok korktu. Ancak gerçekten çok iyi bir jenerasyonlar var. Her oyuncuları Avrupa’nın dev takımlarında ve hepsi en iyi yaşlarında oynuyorlar. Hiç bir oyuncuları sivrilme derdinde değil hepsi takım oyununu benimsemiş oyuncular. Böyle olunca da bu takımı yenmek çok zor oldu. Yine de Ersan oynasaydı, İbrahim çok kritik bir iki dış atışı soksaydı ve bu maçı alsaydık lider olarak yarı finale kadar yolumuz açılacaktı.

 

HİDAYET ŞUTÖR GİBİ OYNAMAMALI

 

 

 

Size göre Hidayet Türkoğlu nasıl bir oyun stilinde oynamalı? Şut ağırlıklı mı yoksa savunması, asistleri ve ribauntlarıyla daha fazla takım oyununa yatkın olmaya çalışmalı?

Hidayet aslında NBA’de oynadığı gibi şutunun ön planda olduğu bir stilde oynamamalı. Milli takımda bu özellikte oynayacak iki oyuncu vardır bunlar İbrahim ve Serkan’dır. Rol oyuncusu gibi oynasa çok daha faydalı olur. Hidayet hiç bir zaman skorer bir oyuncu değildir. Hidayet’in yapması gereken her maç 12-13 ribaunt alıp, 6-7 asist yapması ve arada 10 sayı atmasıdır. Hidayet bunu yapabilecek bir oyuncudur. Ancak NBA oyuncusu olduğunu düşünüp her maç 30 sayı atmaya çalışırsa o zaman hem kendisine hem de takıma zarar verir. Hidayet diğer oyuncularda olmayan ribaunt, savunma, post up oynayabilme yeteneği gibi özelliklerini kullanmalıdır. Şutörlük çok ayrı bir şeydir. Şutör denince İbrahim, Serkan, Fitch, Nicholas, Mrsic gibi oyuncular akla gelir. Hidayet yada Cenk Akyol gibi oyuncular şutör değildir ancak daha farklı özelliklere sahiptir.

 

Coach Bogdan Tanjevic çok tecrübeli bir coach ve dünyanın kabul ettiği saygıdeğer bir antrenör. Milli takımda Tanjevic farkıyla oluşan etkiler nelerdir?

 

 

Tanjevic dünyaca ünlü bir isim. Hakem bile Tanjevic’i görünce düdüğü çalmadan önce iki kere düşünüyor. Bu konuda bir etkisi var. Bunun dışında çok iyi idman yaptırıyor. O idmanlarda harcadığı eforu görünce ben kenardan yorulduğumu hissediyorum. Bir de tecrübe bakımından yaptığı etki yadsınamaz. 35 senelik bir coachluk deneyimi var. Tanjevic istese ve bugün milli takımdan ayrılsa Avrupa’dan gerek kulüp gerekse milli takımlarda birçok teklif alabilecek birisidir. Ancak kendisi burada bir misyon yüklendiğini belirtiyor ve o misyon da burada gördüğü yetenekli genç jenerasyonla 2010’da büyük bir başarı kazanmaktır.

 

ÖMER VE TUTKU'YU ÇAĞIRACAĞIZ

 

Aday kadroya çağırmadığı bazı isimlerden dolayı Tanjevic basında sıkça eleştiriliyordu. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

 

 

Tanjevic aslında çağırmadığı oyuncuların kalitesini kabul ediyor ancak 2010 misyonunu düşünerek genç isimleri tercih etmeye çalışıyor. Mesela Ömer Onan’ın iki senedir çok başarılı bir performansı var ancak coach “Bana 2010’da Cenk Akyol lazım.” diyerek çok daha iyi performans göstermesine rağmen Ömer Onan yerine Cenk Akyol’u tercih ediyor.

 

Cenk Akyol’un bu sezonki performansı ve yaşadığı olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

 

Cenk için kayıp bir yıl oldu. İnşallah kendisini toparlar ve yaşadıklarından ders alır. Her şeye rağmen Cenk aday kadroda yer alacak ve inşallah burada da başarılı olacak.

 

Coach Tanjevic’in bu sezon ligde performansıyla sivrilen Tutku Açık, Ömer Aşık, Ümit Sonkol gibi isimleri kadroya davet edecek mi yoksa Japonya’daki kadroyu sadece NBA oyuncularıyla mı takviye edecek?

 

 

Bu sezon Ömer Onan, Tutku Açık, Oğuz Savaş ve Barış Hersek gibi isimleri ilk açıklanacak aday kadroya davet etmeyi düşünüyoruz. Bunun dışında geçen sezonki kadro ve NBA oyuncularıyla birlikte zaten yeterince kalabalık olacağız ve ardından eleme yapacağız.Yine de son toplantılardan sonra bu isimler netleşecek.

 

Avrupa Şampiyonası’ndaki net hedefimiz nedir?

 

Normal şartlarda ilk dört sırada yer almayı hedefliyoruz. Öncelikli hedefimiz olimpiyat vizesini almak olacak.

 

SINIRSIZ YABANCIYA KARŞIYIM

Son olarak Beko TBL final serisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Gerçekten çok şaşırtıcı bir seri oldu. Fenerbahçe Ülker’in şampiyonluğunu bekliyordum ancak Efes Pilsen’in daha fazla direneceğini düşünmüştüm. Efes Pilsen skor bulmakta zorlandı. Nicholas bir türlü patlayamadı. Geçen sezon final serisinde süper oynayan Cüneyt Erden beni bu seride çok şaşırttı. Ancak Fenerbahçe Ülker gerçekten ağır basıyordu.

 

Konu Beko TBL’den açılmışken yabancı oyuncu sınırlaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir görüş sınırsız yabancı ile rekabetin artıp gençlerin bundan olumlu etkileneceğini ve Avrupa’da başarı şansının artacğını savunurken bir başka görüş de genç oyuncuların önünün tıkanacağı yönünde.

 

Mevcut sistemin devamından yanayım. Takımda 10 oyuncunun 4’ü yabancı ve bu oyuncuların 3’ü sahada. Daha ne olsun. Bir de bizim takımlarımızın Serkan Erdoğan ve Kaya Peker gibi isimleri transfer etmesi lazım. Bu da bütçeyle alakalı bir şey. Eğer 15-20 milyon dolarlık bir bütçeyi göze alamıyorsanız final four oynayamazsınız. Bizde ise Fenerbahçe Ülker’in 9 milyon dolar, Efes Pilsen’in ise 7,5 – 8 milyon dolar. Yani olması gerekenin yarısı bile değil. Sonuçta Euroleague de bunu görüyor ve kim daha fazla yatırım yapıyorsa onun arkasında duruyor.

 

Eski takımınız Ülker’in basketbol şubesini kapatması hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu karar Türk basketbolunun lehine mi yoksa aleyhine mi olmuştur?

 

Açıkçası başta biraz üzüldüm. Çok iyi bir takım olmuşlardı ve Avrupa’da isim yapmayı başarmış bir ekiptiler. Ancak bu yolu seçtiler. En azından yatırımı temelli kesmediler. Bu karar sonrası Fenerbahçe basketbola büyük renk kattı. Beşiktaş ve Galatasaray’a destek oluyorlar. Aslında Alpella’ya da biraz yatırım yapılırsa o genç yetenekler de gelecek sezonlarda önemli işler yapabilir.

 

Basketbol dışındaki zamanlarınızda neler yaparsınız? Bildiğim kadarıyla spor arabalara merakınız var.

 

Alihan’dan sonra arabalara fazla merakım kalmadı. Boş zamanımda genelde oğlumla zaman geçiriyorum. Biraz yaş da ilerleyince o merak azalmaya başlıyor.


Röportaj: Sedat BALCI

Fotoğraflar: Umut ÇELİK

sporx.com

 

 

 

 


YAZICIYA GÖNDER ARKADAŞINA GÖNDER



 
EN GÜNCELLER
  Tüm Kategoriler
Maçın Sonunu TAU Oynadı
Maçın Sonunu TAU Oynadı
NBAde Ayın Oyuncuları
NBAde Ayın Çaylakları
NBAde Ayın Koçları
Pnküp Tedle Johnson Yollarını Ayırdı
Erdemirspor Casa Maçına Sıkı Hazırlandı
CASA Tedde Kadro Tamam
Mutlu Akü Selçuk Mersin Maçına Hazır
Bodrumun Yeni Güneşi
Bornova Ankaraya Sancılı Gidiyor
Efes Pilsen Nereye ?
Fenerbahçe Ülker TAUyu Konuk Ediyor
Gününde Miami Jazzı Devirdi
Panionios Reali Devirdi
KÖŞE YAZILARI
arrow Spora Başlarken
 Teknolojinin her geçen gün hızla gelişmesi, diğer taraftan iyi planlanmadan hayata geçen inşaat projeleri ve bunların da yanında oyuncak sektörünün de farklılaşma göstermesi, en değerli varlıklarımız olan çocukları DEVAM...
arrow Eurocup ta Dün Gece
 Avrupa Basketbolunun 2 numaralı kupası Eurocup’taki temsilcilerimiz dün geceyi zorda olsa kayıpsız geçmeyi başardı.Ligin başından beri taraftarını üzen sonuçlara imza atan özellikle yabancıları ile sorunları bir türlü aşamayan Beşiktaş dün gece eski dostlar Slaven Rimaç ve Marcus Slaughter’lı Le Havre deplasmanından çok önemli bir galibiyetle döndü. DEVAM...
   Anasayfa arrow TBL Ligleri arrow Basketbol Genel arrow Osmanlı Asaleti Parkelerde
0.2690

Ziyaretçi Sayısı: Bugün : 1208 | Bu ay : 58161 | Toplam : 10338272
İletişim: info@basketbolhaber.com