| F.Bahçe'ye ilk geldiğinizde bugünü planladınız mı? Fenerbahçe yönetimi ile oturup üç yıllık bir plan yapmıştık. İlk senemizde FIBA Cup'ta Final-Four oynadık. Bu, küçümsenmeyecek bir başarıdır. Ertesi yıl ligde istediğimiz yerde değildik; ama Avrupa'da yine başarılı olduk. Ülker'in desteğiyle bu sene güçlü bir kadro kurduk. 100. yılımızda şampiyon olmak için yönetimin bize desteği gerçekten de çok büyük oldu. Üç yıllık görev sürem doldu ve yönetimle önümüzdeki hafta oturup konuşacağız. Ben, hedefleri olan bir antrenörüm ve devam etmek istiyorum. Bu sene süper kadroya rağmen ocak ayına kadar bekleneni veremediniz. Fakat Kambala'nın gidişinden sonra çıkışınız başladı, oyun sisteminiz baştan aşağı değişti. Sezon başında Ülker'den gelen oyuncular, yeni transfer edilen yabancılar ve elimizdeki oyuncular ilk kez bir araya geldi. Dolayısıyla sahaya sürdüğüm oyuncuların rolleri karışıyor gibiydi. Mirsad'ın, İbrahim'in, Ömer'in sakatlıkları da bizi çok zorladı. Kambala'nın doping cezası almasından sonra ise Oğuz ve Semih çok iyi oynadı. Hücum sistemimizde Kambala'nın çok etkin bir rolü vardı. Fakat sonra roller değişti. 100. yılda üç kupada başarı bekleniyordu; ama sadece ligde şampiyon oldunuz. Bu, camiayı tatmin etti mi? Dediğim gibi sezona kötü başlamıştık. Eurolig'de Aris ve Pau Orthez maçlarını kaybetmek bize pahalıya mal oldu. Türkiye Kupası'nda ise Banvit'e kaybettik. Antalya'daki sekizli finalde kuralar çekildiğinde oyuncularım otelde finali konuşmaya başladılar. Bu çok yanlıştı; çünkü Telekom'u çeyrek finalde yenmişiz, Banvit'i de yarı finalde yenmek zorundaydık. Yoksa final oynayamazdık. Nitekim kazanamayınca finali kaçırdık. 100. yılda gelen şampiyonluk tüm camiayı mutlu etti. Çünkü lig şampiyonluğu kolay kazanılan bir şey değil ve 16 yıldır da uzak kalınan bir başarıydı. Bu şampiyonluk çok anlamlı çünkü. Play-off'larda 9 maçta 1 kez kazara yenildiniz. Özellikle Efes'i süpürdünüz. Bunu 100. yıl aşkına mı bağlamak lazım? Sezon başında herkes bizim takım için, "Bu kadar tok adam bir arada oynamaz" dedi. Ama ben başta olmak üzere İbrahim, Mirsad, Ömer, Solomon hepimiz başarıya ilk günkü gibi aç hissediyorduk kendimizi. Siz zaten İbrahim'e, Mirsad'a 5 tane daha şampiyonluk verseniz doymazlar. O yüzden de son saniyeye kadar saldırırlar. Play-off'ta sadece Darüşşafaka'ya yenildik. Bize de büyük sürpriz oldu. Efes serisinde oyuncularım ekstra motive oldular; çünkü ayaklarına gelen 100. yıl şampiyonluğunu kaçırmak istemediler. Yeni sezonda nasıl bir FB Ülker izleyeceğiz. Eurolig'de başarı gelecek mi? Bunun cevabını vermek için erken. Çünkü benim de sözleşmem bitti. Önce oturup yönetimle onu konuşacağız. Solomon'un sözleşmesi bitti, Basden NBA'i denemek istiyor. Peki bir gün bir Türk takımının Eurolig Kupası'nı kaldırdığını görebilecek miyiz? Eurolig'de zirveye oynayan takımlara baktığınızda dev bütçeleri dikkat çeker. Panathinaikos, CSKA Moskova, Tau gibi büyük bütçeli takımların yaptığını yapmak lazım. Tabii ki bir Türk takımı da bu kupayı kaldırabilir. Ama doğru organizasyonun içinde yer almak ve doğru mantaliteye sahip olmak gerekir. Koraç Kupası önemli; ama Olympiakos'u unutamıyorum. Bu seneki en büyük hayal kırıklığınız ve sevinciniz neydi? Bizim takım kavga gürültünün çok olduğu bir takım asla değil, o yüzden saha dışında hiç hayal kırıklığım olmadı. Saha içinde de ilk yarı oynadığımız Efes maçı beni çok üzdü. Çünkü hem yenildik hem de Mirsad ile Haislip'in kavgası vardı. En çok sevindiren ise Efes'i 4-0'lık seriyle yendikten sonra kazandığımız şampiyonluk. Peki hayatınızdakileri sorsam... Basketbol hayatımda yaşadığım en büyük sevinçlerden biri Koraç Kupası'nı kazanmak olmuştu. Ama benim hayatımda en önemli yeri tutan 1994-95 sezonunda Olympiakos'u Atina'da 23 sayı farkla yendiğimiz maçtır. Çünkü ilk maçı farklı kaybetmiştik. Yunan gazeteciler beni maçtan önce arayıp görüşlerimi sorarken alaycı şekilde gülmüştü. O maç Mirsad'ın doğuş maçıydı. Kazandıktan sonraki basın toplantısını unutamıyorum. Hayatımdaki en büyük hayal kırıklığım ise Efes ile 1997 yılında Eurolig play-off son maçında Asvel'e İstanbul'da yenilmemiz ve Final-Four'u kaçırmamızdı. Basketbol felsefenizde disiplinsizliğe ve rakibe saygısızlığa asla yer olmadığını biliyorum. Mesela 1996'da bir Galatasaray-Efes maçında Naumoski ile McRae şov yapmaya kalkınca kenara almıştınız. Bunu neden yapmıştınız? Basketbolun bir şov oyunu olduğunu kabul ediyorum. Bakın bu seneki takımıma, daha gösterişli oynuyorlar. 1996'daki olayı çok net hatırlıyorum. Ankara'daki Türkiye Kupası yarı final maçıydı. Rahmetli Aydan Siyavuş, G.Saray'ın başındaydı ve biz 20 farkla öndeydik. Benim oyuncularım kimliklerinden uzaklaşmaya başlayıp dalga geçmeye başlayınca, rakibime olan saygımdan dolayı iki oyuncuyu kenara aldım. Bu seneki takımınızda özgürlükler daha fazla gibi... Bu biraz da kadro yapısıyla alakalı. Geniş ve çok yönlü oyunculardan kurulu bir takımız. Efes'te, çoğu altyapıdan gelmiş 6 kişiyle oynuyorduk neredeyse. Şimdi elimde Solomon, İbrahim, Mirsad gibi oyuncular var. Bu sene zevk veren oyun oynadık. Siz Efes'i böyle rahat geçince Oktay Mahmuti'nin görevine son verildi. Sizin de eski öğrenciniz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bence çok medenice davrandı iki taraf da. Çünkü ben Efes'ten böyle ayrılmamıştım. Oktay'la sezon sonu masaya oturup ayrılmaları çok medenice. Efes, bu konuda bayağı bir gelişme göstermiş. Ligin en çok şampiyon olan ikinci antrenörüsünüz. Aydan Siyavuş'u yakalamanız için bir şampiyonluğa daha ihtiyacınız var... Ben rekor kırayım diye asla kariyerimi devam ettirmem. Eğer fiziken ve ruhen kendimi hazır hissetmezsem bırakırım. Rahmetli Aydan Siyavuş'a da çok büyük saygım var. Sırf onun rekorunu kırayım diye çabam olamaz. Bu zaten size bağlı bir durum değil. Eğer iyi bir takımınız varsa ve doğru basketbol oynuyorsanız şampiyon olursunuz. Mesela kâğıt üzerinde favori olan çok takım şampiyonluğa ulaşamıyor. Ben de Efes'in başındayken Tofaş'a ve Ülker'e şampiyonluk kaptırmıştım. Milli Takım'a 2001 ruhu lazım Milli Takım'ı Avrupa 2.si yapmış bir antrenör olarak Ay Yıldız'lı ekibimizin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Milli Takım'a gelecek oyuncuların her türlü egosunu evinde bırakıp kampa katılması lazım. Milli Takım'ın NBA oyuncularına da çok ihtiyacı var. Milli Takım'ın 2001 ruhunu kazanması gerekiyor. Kimsenin farklı hesaplar içine girmemesi gerek. Japonya'da gösterilen performans gerçekten saygı duyulacak cinsten. Avrupa Şampiyonası'nda Milli Takımımız ne yapar? Avrupa şampiyonaları her zaman için dünya şampiyonalarından daha zor olmuştur. Kim şampiyon olsa sürpriz olmayacak bir durum var ortada. Bu Türkiye de olsa, Yunanistan da olsa, İspanya da olsa değişmez. Çünkü gerçekten de denk güçler söz konusu. İyi çalışan ve inanan kazanacak. Türkiye, kadro olarak çok iyi durumda. SERKAN AKCAN / ZAMAN |