Napoli’yi yendiği takdirde gruptan çıkma ihtimali belirmişti. Ama, eski Beşiktaş’lı Tyrone Ellis’in önderliğindeki İtalyan ekibi adeta üçlük bombardımanına tutmuştu Fenerbahçe potasını. Uzatmada kaybedilen maç sonrası tüm umutlar tükenmişti. (Gerçi diğer gruplarda alınan enteresan sonuçlar nedeniyle sonradan anlaşıldı ki Fenerbahçe kazansa bile yine çıkamayacaktı gruptan). Formalite maçı oynamak için Moskova’ya gidildiğinde ise Kambala’nın doping yaptığı haberi geldi. Bu durumun Fenerbahçe için milat olduğu görüşünü benimseyenler oldu o dönem. Kambala’nın gidişi takıma olumlu yansımıştı. Savunma yapmıyor, yapamıyor diye eleştirilen Letonyalı pivotun yokluğunda Fenerbahçe takım olabilmeyi başarmıştı. Bu bir süreç miydi? Yani zaten çıkışa geçmeye başlayan Fenerbahçe, Euroleague’den elendikten sonra ritmini bulacak mıydı, yoksa gerçekten Kambala, takımın sistemini olumsuz mu ekliyordu? Aydın Örs bu soruları şöyle yanıtladı: “Aslında Euroleague’den elenmeden üç-dört hafta önce normal çıkışa başlamıştık. Benetton, Barcelona ve Zalgiris’i yendik. Bunlar önemli galibiyetlerdi. Ama bir galibiyet yüzünden Top 16’ya giremedik. Kambala’nın gidişine gelince. Bir oyuncunun gidişini pozitif anlamda takımın durumuna bağlayamam. Ama samimi söylemek gerekirse bir faktör var. Özellikle set hücumunda Kambala’yı aradığımız anlar çok oldu. Ama hep söylüyorum, Oğuz ve Semih savunmanın temel direkleri oldu. Can siperane savunmalar yaptılar. Solomon, Ömer, Basden, Mrsiç, İbrahim ve Mirsad da iyi müdafalar yaptılar ama bence esas her deliği kapatan, her penetreyi karşılayan, bütün yardımları yapan, rakip uzunları bozan bir anlayışla oynadı Oğuz ve Semih. O bakımından Kambala’nın gidişi için pozitif anlamda bunu söyleyebilirim”.
Aris ve PAU maçlarına yanıyor Peki geriye dönüp baktığında Aydın Hoca’nın hiç “keşke” dediği anlar olmuş muydu? Yanıt hemen geldi, “Keşke Euroleague şimdi başlasaydı dediğim çok oldu. Euorleague’de Barselona ve Benetton maçlarını kazandığımız zamanlar, ‘Keşke şimdi başlasaydık’ dedim. Net olarak söylüyorum bizi hayal kırıklığına uğratan maçlar Aris ve Pau Orthez maçlarıydı. Aris’e deplasmanda, ardından PAU’ya İstanbul’da son anda yenildik. O iki maç bizim moralimizi çok bozdu açık söylemek gerekirse. Sezon içinde en çok üzüldüğüm maçlardı. Aris ve PAU’yu birer kez yenseydik zaten Top 16’ya kalırdık. Hakikaten çok üzüldüm. Final 8’i bile zorlardık, sonra ne olacağı belli olmazdı. Ama o maçları kaybetmemizin bir sürü faktörü var. Doğru dürüst savunma sistemini benimseyemedik. Savunmayı oturtamadık. Gidip atıyorsun, gelip yiyorsun. Senden daha iyi atan çıkarsa kaybediyorsun. Şimdi öyle değil ama. Gidip atıyorsun ama gelip yemiyorsun. O zaman da fark oluşuyor. Fenerbahçe’nin savunması oturmuş, adeta yenilmez armada olmuştu. İkinci yarıda oynadığı 15 maçın hepsini, Play-Off’ta oynadığı 9 maçın sekizini kazanmıştı Sarı-Lacivertliler. Peki Aydın Örs takımın şampiyon olacağına tam olarak ne zaman inanmıştı. ‘Evet artık şampiyon olduk’ demiş miydi Play-Off bitmeden. “Tabii son düdük çalmadan hiçbir zaman ‘şampiyon olduk’ diyemezsin. Ama 3. maça çıkmadan hem kendime, hem oyuncularıma söyledim. Çok kilit bir maçtı. Efes, duyduğumuz kadarıyla kafa olarak tamamen hazır gelmişti maça. Sorunları halletmişlerdi. Çok direnç göstereceklerini tahmin ediyordum. Bizim için de önemliydi çünkü seri 3-0 olacaktı ki kalan 4 maçın hepsini kaybetmen gerekiyordu, şampiyonluğu kaybetmen için. Zaten o maçı kazanınca içinden, derinlerden hissediyorsun, şampiyon olduk herhalde diye” şeklinde özetledi Aydın hoca durumu. Son düdük çaldıktan sonra da büyük bir sevinç yaşıyordu yılların tecrübesi. Sene boyunca akıtılan alın terinin, çalışmanın, emeğin karşılığı kazanılan o kupa gururla havaya kaldırılıyordu. Bir antrenör için bundan büyük mutluluk olamazdı herhalde. “Altı lig şampiyonluğu yaşadım, ama benim için en anlamlısı buydu. Avrupa şampiyonluğu tabii ki çok farklı bir duygu. Hiçbirşeyle mukayese edilemez. Ama ben Fenerbahçeliyim. Fenerbahçe’ye hizmet etmek için buraya geldim. 100. yılda da bana nasip oldu bu şampiyonluk. O nedenle büyük mutluluk duyuyorum. Fenerbahçe’de çok güzel 3 sene geçirdim. Harika bir final serisi ve şampiyonluk yaşadık. 100. yılda tarihe geçme fırsatı bana ve oyuncularıma kısmet oldu. Bu nedenle şampiyonluğun anlamı çok başkaydı benim için. Bütün oyuncularıma da teşekkür borçluyum. En az oynayanından, en çok oynayanına kadar büyük katkı yaptılar takıma. Örneğin Eddie Basden, az oynadı, az sayı attı ama katkı verdi. Hiçbirini birbirinden ayıramam. Ortaya koydukları performans, ulaşılması çok zor bir performans. Anormal bir konsantrasyon, hırs, sayı attırmama kararlılığı çok önemliydi. Final serisini mükemmel oynadık diyebilirim”.
10 yıllık özlem Kariyerinde elde ettiği başarılarla tarihe geçen Aydın Örs, bir kez daha tarih yazıyordu. 100. yılında şampiyon kadronun teknik direktörüydü o artık. Geçmişinde de acı, tatlı bir sürü hatıra vardı. Geriye dönmek istedik birden. Aydın Örs’e sordum. “En çok üzüldüğünüz ve en çok sevindiğiniz maç var mı. Böyle bir ayırım yaptınız mı?” diye. Şöyle bir baktı, “nereden aklıma getirdin” der gibiydi bu mutlu günlerde. “Yaptım. En çok üzüldüğüm maç 1998 yılında Asvel’e İstanbul’da yenildiğimiz maçtı. Seri 1-1’ken Final-Four’un eşiğinden döndük. En üzüldüğüm maçların başında bu gelir. Artı, Dünya Şampiyonası’ndaki Brezilya maçı. Harika oynadığımız 3 periyot sonunda 15 sayı öndeyken tamamen kendi hatalarımız nedeniyle son saniyede yenildik. Bir gün önce de Porto Riko’ya aynı şekilde kaybetmiştik. Kazansaydık belki de ilk dörde kalacaktık. Asvel ve Brezilya maçları benim her zaman “ah” dediğim maçlardır. Sevindiğim çok tabi. Koraç şampiyonluğu, sonra Avrupa Şampiyonası’ndaki İspanya maçı, kritik Almanya ve Hırvatistan maçları hepsi birbirinden zorlu ve son saniyelerde kazanıldı. Bu seneki final serisine çok sevindim. Her şampiyonluğun sevinci ayrıdır ama bu sene çok sevindim. Bir de yıllar sonra gelmesi beni etkiledi. En son 97’de şampiyon olmuştum. 10 sene olmuş. O duyguyu yeni baştan yaşıyorsun. O yüzden çok güzel günler geçiriyorum” dedi.
Sözleşmesi sona erdi Son olarak gelecek yıldan bahsetmek istiyoruz. Aydın hoca ise, henüz erken olduğunu düşünüyor. Durumu şöyle açıklıyor, “Şu günlerde bir değerlendirme yapacağız. Kendimle ilgili, yönetimin benimle ilgili düşünceleri var. 3 seneliğine geldim ve 3 yılım doldu. Yeniden bir değerlendirme yapmaya ihtiyaç var. Yönetimin de en doğal hakkı. Takımla ilgili değerlendirmelerimiz olacak. Sonrasına bakacağız. Oyuncuların bazılarıyla konuşulmaya başlandı. Bu hafta içinden itibaren herşey hızlanır” diye noktaladı sözlerini. Biz de zaman ayırdığı için teşekkür ederek ve gelecek için başarılar dileyerek ayrıldık Aydın hocanın yanından.
GÖKHAN GERMAN / FANATİK
|