Taraftarla arasında müthiş bir bağ olduğunu belirten 36 yaşındaki yıldız, “Dolu tribünler önünde adeta kendimden geçiyorum, onlar bizim itici gücümüz” diye konuştu.
İlk olarak 1995 yılında Netaş forması altında Türkiye ile tanışan Damir Mrsiç, 12 yıl sonra şampiyonluk kupasını kaldırırken, Fenerbahçe’nin de kaptanlığını yapma onurunu taşıyordu. İlerlemiş yaşına rağmen hep formda ve dinç kalarak ne kadar büyük bir profesyonel olduğunu da kanıtlayan Mrsiç, 100. yıldaki şampiyonluğu, mutluluğunu ve heyecanını anlattı. İşte Damir’in ağzından, Fenerbahçe ve şampiyonluk ile ilgili düşünceleri:
İlk önce beni kaptanlık gibi onurlu göreve layık gören Aziz Başkan, yönetim ve Coach Aydın Örs’e çok şey borçlum. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Tabii ki bu kadar yıldız ismin bulunduğu takımın kaptanı olmak kolay değildi. Belli zorlukları vardı ama Aydın Örs ve Nedim Karakaş ile sezon içinde devamlı konuştuk, görüştük ve takımı nasıl daha iyi hale getiririz diye düşündük. Sonuç olarak ligi şampiyon bitirdik, takım olmaları zor denen oyuncular mükemmel bir birliktelik içinde mücadele etti ve sonunda amaca ulaştık. Fenerbahçe’nin 100. yılı, benim ilk şampiyonluğum. Efes Pilsen serisinin bu kadar çabuk biteceğini beklemiyorduk. Bizim en büyük artımız seyirciydi. Onların da desteğiyle çok iyi savunma yaptık. Aydın ağabey Efes’in silahlarını durdurmanın yollarını bulmuştu. Sahada bunları uyguladık. Bir de tabii ki herkes 100. yılda şampiyon olup adını Fenerbahçe’nin tarihine yazdırmak istiyordu. Bu da bize ekstra motivasyon oldu. Efes’e de teşekkür ediyoruz. Eğer seyircimizi salona almasalardı, şampiyon olsak bile bu coşkuyu yaşayamayabilirdik. Deplasman maçında 13 bin taraftarın önünde oynamak da benim basketbol hayatımdan unutamayacağım anılardan birisiydi.
Takım olmamız zaman aldı Benim seyirciyle aramda pozitif bir bağ var. Onları kendime çok yakın hissediyorum, onlar da beni. Hani çok büyük bir aile olur ya, işte biz bunu yaşıyoruz. Dikkat edin benim en iyi oynadığım maçlar tribünlerin dolduğu maçlardır. O atmosferi seviyorum. Tribünler dolu olacak, insanlar bağıracak, rakip takımın taraftarı bile olsa salonda gürültü çıkacak. Böyle olduğu zaman ben daha iyi motive oluyorum ve adeta kendimden geçiyorum. Galibiyet sevincini bu taraftarla paylaşmak kadar güzel bir şey yok. Biz zaman geçtikçe takım olmayı başardık. Bu da bu kadar çok lider oyuncunun olduğu bir ekip için normaldi. Ancak sezon başında doğru dürüst hazırlık dönemi geçiremedik. Birçok arkadaşımız milli takımdaydı. Ben de kendi milli takımımdaydım ve biz maçların başlamasından sadece 10 gün önce tam kadro çalışabildik. Keşke biraz daha erken biraraya gelme imkanımız olsaydı da, alışma dönemi maçlar başlamadan atlatsaydık. Ben inanıyorum ki, o zaman Euroleague’de de istediğimiz başarıyı elde ederdik. Bir de şans bizim yanımızda değildi. Bazı maçlarda hakettik, çok iyi oynadık ama olmadı.
Ölene kadar Fenerliyim Artık ölene kadar Fenerbahçeliyim. Fenerbahçe’de 4. senemi geçirdim ve her geçen gün bu camianın ne kadar büyük olduğunu daha iyi hissettim. Başkan Aziz Yıldırım, yönetim, coach, taraftar... Herkesten çok büyük destek aldım. Türkiye’nin en büyük kulübünün içinde geçirdiğim anlar benim için çok özel anlar. Takımlarına bu kadar bağlı taraftarın önünde oynamak herkese kısmet olmaz. Ben bu camiadan kopabileceğime inanmıyorum. Aslına bakarsanız, ben basketbolun profesyonel bir iş olduğunu ve herkesin her takımda oynayabileceğini düşünen biriyim. Yani takım değiştirmek çok büyük bir olay olmamalı. Ancak bu saatten sonra başka bir takımın forması altında aynı havayı bulacağıma inanmıyorum. Bunun için de gönülden bağlı olduğumu her fırsatta dile getirdiğim Fenerbahçe’ye daha fazla nasıl fayda olurum diye düşünüyorum. Artık yapmamız gereken şey, Türkiye’de herkesin saygıyla baktığı Fenerbahçe ismini Avrupa’ya da ezberletmek.
Ciddi bir sakatlık geçiren veya sık sık sakatlanan bir oyuncu basketbolu bırakmak zorunda kalabilir. Ben şu ana kadar önemli bir sakatlık yaşamadım. Ya da performansının düşmesi, artık takıma fayda veremeyecek duruma gelmesi, o ağırlığı kaldıramayacak, çalışmaları düzenli yapamayacak hale gelirse de oyuncu basketbola veda edebilir. Ancak benim hala kendimi çok güçlü hissediyorum. Çalışkan bir sporcu olduğum için de idmanları hiç aksatmadan kendimi hazır tutuyorum. Zaten final serisindeki performansım da hala iyi seviyede olduğumu kanıtlamıştır. Bırakmak için bir sebep de oyuncunun heyecanı kaybetmesi olabilir. Ben yıllardır basketbol sahalarındayım. Bu nedenle artık her şey rutin oldu. Ancak öyle bir taraftarımız var ki, onların önünde heyecanlanmamak mümkün değil. Dolayısıyla şu anda ben ben bir basketbolcu için gerekli olan tüm özelliklere sahip olduğumu düşünüyorum. Gücüm aynı şekilde devam ettikçe de basketbolu bırakmayı düşünmüyorum.
Az oynamak sorun değil Oynamamak tabii ki beni üzer. Her oyuncu sahada yer almak ister. Sonuçta idman yapıyorsun, çalışıyorsun ama sahada yer alamıyorsun. Zaten kenarda oturan bir oyuncu bundan rahatsızlık duymuyorsa artık basketbolu bırakma zamanı gelmiştir. Ben çok hırslı bir insanım, çalışkan bir sporcuyum o nedenle oynamayınca üzülüyorum ama daha çok çalışıp formayı almayı istiyorum. Ancak şunu da kabul ediyorum. Senelerce 35 dakika oynuyordum. Bu sezon sürem düştü. Çünkü kadro çok genişledi. Bunu hiç dert etmedim, kabullendim. Belki de Aydın ağabey benim fazla yıpranmamı istemeden finale saklamış da olabilir. Ben de final serisinde yine çok süreler aldım ve iyi oynadım.
ÜMİT AVCI / FANATİK |