|
Cuma, 25 Ocak 2008 09:38 |
Bir gün önce Cibona’nın mağlup olmasıyla, Fenerbahçe Ülker en kötü şartlarda grubunu altıncı sırada bitirse bile Top 16’ya yükseleceğini öğrenmişti. Bu nedenle rahat çıktılar, Atina’da son Avrupa şampiyonunun önüne... |
|
Mirsad’ın sakatlığı, yine önemli dişlilerden birinin İstanbul’da bırakılmasına yol açmıştı ve bunun ribaundlarda sıkıntı yaratması bekleniyordu. Sarı-Lacivertli takım, ribaundlarda rakibine yenik düşmedi ama uzunların geri koşmasında büyük sorun yaşandı.
İlk çeyrekte 6 serbest atış kaçırmasına (3/9) rağmen Fenerbahçe, skoru kontrol etmeyi başardı. Ancak ikinci çeyreğin ortalarından itibaren Yunan şampiyonu oyuna ağırlığını koydu. Sürekli pota altına yüklenen ve çok az dış şut kullanan Panathinaikos, Jasikevicius’la birlikte daha akıcı hücum ederek, ilk yarının bitmesine 3 dakika kala farkı çift haneli sayılara çıkardı ve bir daha da dönüp arkasına bakmadı.
Bu tip maçlarda net bir biçimde ortaya çıkan bir şey var. Fenerbahçeli oyuncuların çoğu ‘maç seçerek’ oynuyor. Grupta bazı takımların çok güçlü olduğuna ve ne yapılırsa yapılsın yenilemeyeceğine inandırmışlar kendilerini... Bir önceki cümlenin ilk yarısına katılıyorum. Panathinaikos, Barcelona, Real Madrid gerçekten güçlü ve kadrosu derin ekipler... Ama kimse yenilmez değil. Sarı-Lacivertliler’in iki kez mağlup ettiği Lottomatica Roma, Panathinaikos’a bu sezon diz çöktüren tek takım sözgelimi... Bir gece önce de Barcelona deplasmanında kazanarak, dördüncülüğü tehdit etmeye başladılar.
Maça iyi başlayan ama arkadaşlarından destek alamayınca her dakika gardı biraz daha düşen Solomon, çember altında iyi savaşan Vidmar ve uyum sürecini atlattığını ve artık faydalı olabileceğini gösteren Kinsey... Atina’dan akılda kalanlar yalnızca bunlardı. Partizan önünde çok daha fazlasına ihtiyaç var. STAR / YİĞİTER ULUĞ |
 |
YAZICIYA GÖNDER |
|
ARKADAŞINA GÖNDER |
|
|
|
|