Bu isteklerinin nedeni de;onlara göre ancak Beşiktaş bundan sonrası için Türk basketbolunu daha iyi temsil edip finale çıkabilir ve belki de kupayı kazanabilirdi.. Hatta Galatasaray maçı kazanınca; ' keşke Beşiktaş kazansaydı,Beşiktaş bizi daha iyi temsil edecekti' diye açıkça ve dürüstçe görüşlerini bildirenler de oldu. Çeyrek finalde iki Türk takımının oynadığı maçı Galatasaray kazandıktan sonra aynı salonda iki İspanyol takımının oynadığı diğer maçı da Joventut Badalona rahat kazandı ve Cimbom'un rakibi oldu.
Baktığımız zaman İspanya'da şampiyonluğun en güçlü adaylarından Badalona'nın son 18 maçın 17'sini kazandığını ve tek yenilgisini de Galatasaray'ın ilk grubundan birinci çıkan Girona'ya karşı aldığını görüyoruz. Hele Türk Telekom'un grubundaki Badalona'nın Telekom'u kendi sahasında 25 sayı farkla sürklase ederken uyguladığı tam saha baskılı adam adama sert savunma ve müthiş tempolu basketbolu hatırlayınca;taraflı tarafsız,yerli yabancı büyük çoğunluk bu maçta Cimbom'a hiç şans tanımıyordu. Burdan devam etmeden önce,bu durumu bir önceki paragraf ve görüş ile bir ilişiklendirelim. Bana göre Joventut'un karşısına Beşiktaş çıksaydı eldeki kadro ile ve Badalona'nın sistemi ile doğru orantılı olarak,işi Cimbom'a nispeten çok daha zor olacaktı.Zaten sezon başından beri Beşiktaş'taki point guard problemi herkesin malumu.Bence,bu sorunun üstüne ısrarla gidecek olan ilk defa karşılarında bu kadar ters ve sert bir takımla karşılaşacaklar ve çok fazla top kaybı ile,istediklerini yapamayıp maçtan çok erken kopabileceklerdi.Bu da milyonların izlediği böylesine önemli bir kupanın yarı finalinde hem Beşiktaş'a hem de Türk basketboluna hiç yakışmayacak ve kafalarda gerek o çok takdir edilen Beko basketbol ligi,ve gerekse Türk basketbolunun son durumu hakkında soru işaretleri oluşturacak,ayrıca bütün dünyanın gözünde de itibarımızı zedeleyebilecekti. Galatasaray ise,bence,bu takıma karşı eldeki kadro ile daha iyi mücadele edebilir,Dee Brown,Cüneyt Erden ve Murat Kaya ile rakibin amansız baskısından kurtulup kendi oyunlarını oynayabilirdi. Tabii bunlar benim 30 yıllık antrenörlük birikim ve tecrübelerimin ışığında sadece kendime özgü varsayımlarım ve görüşlerim.Katılan olur veya olmaz.Herkesin görüşüne saygı duymak gerekir.
Gelelim maça.Cimbom maça sanılanın aksine fırtına gibi başladı.Bir süre önde götürdü.Sonra anlamsız bir alan savunmasına dönüş,top kayıpları ve yağan üçlükler bir anda,Badalona'nın karekteri ortaya çıktı.Kısa sürede farklı öne geçtiler.Aslan bırakmadı maçı,asıldı,başta Hite,Johnsenn ve Owens olmak üzere kapasitelerini sahaya yansıttıkları sürece oyunda kaldılar.İlk yarının son saniyesinde gerçek bir yıldız olan ve maçı domine eden Rudy Fernandez'in üçlüğü ile 10 sayı geride kapattı. Üçüncü çeyreğe de iyi başladı Cimbom.Maçtan kopmadan onca top kaybına rağmen bu çeyreği de iyi götürdüler.İşte son 1.8 saniye kala kritik bir olay oldu.Rakibin uzunu Sonseca iki faul atışı kazandı.Bu sırada fark 6 sayı kadar azdı.İki atışı da kaçıran Sonseca'nın kaçan ikinci atışının ribaundunu tipleyen Jagla'nın sayısı ile bu çeyrek maalesef 6 sayı ile bitecekken 8 sayılık bir farkla bitti.Basketbolda bu tür anlar çok önemlidir. Sonseca'nın faul atışlarından önce sadece savunma ribaundu için kenardan bir uzun mesela Hüseyin Beşok veya başka biri oyuna alınabilinirdi belki.Olmadı.Olsun dedik,ve yine de biz de,anladığımız kadarıyla takım da ümidimizi kaybetmedik. Maçın sonlarında,bitime 40 saniye kadar uzun bir süre varken tepede Cüneyt bomboş bir üçlük şut imkanı yakaladı.Hepimiz ayağa kalktık.Sok bunu Cüneyt dedik!.O da olmadı.Olsaydı maçı kazanma noktasına da getirebilirdik.Olmayınca olmuyor.Biraz da gerçekten hakeden kazanıyor.Topun öneminin çok büyük olduğu,en az hata yapanın daha şanslı olduğu çok üst seviyedeki bu maçta, çok fazla top kaybı yapmasına rağmen oyundan kopmayan ve kendi karekterini sahaya yansıtan Galatasaray maçı kazansaydı biz çok çok mutlu olurduk.Ancak basketbolun doğrularını daha fazla uygulayan takımlara,sans faktörü,herkes ve herşey yardımcı oluyor.Bu maçtaki hakemler gibi.. Hakemler deyince,daha önce yazdığım " Marka olmak!.." başlıklı yazım aklıma geldi. O yazımda marka olan oyuncu ve takımlara hakemlerin biraz da insiyaki olarak daha fazla tolerans gösterdiklerinden de bahsetmiştim.Bence bu turnuvadaki başarılı çizgisi ve oyunlarından sonra Galatasaray'da aynı Eurolig'de bu seneki Fenerbahçe gibi ' Marka olmak ' yolunda önemli bir adım atmış oldu.
|