|
Cuma, 18 Nisan 2008 08:51 |
Neyin bildik ki değerini bununkini bileceğiz, bunu da tabii mahvedeceğiz... ULEB 8'li finali İtalya'daydı. Torino'da. 2006 Kış Olimpiyatları'yla şehre aşılanan sportmen havanın devamı için belli bir pazarlama stratejisiyle hareket eden Torino Belediyesi'nin başarılı ilişkileri üst seviyede basketbol takımı olmayan şehre organizasyonu kazandırmış. |
|
Ve 2008'in resmi yayın organı 'Tuttosport'a göre de ULEB 8'li finali 2010'a kadar Torino'da...
Organizasyonda büyük aksaklıklar yaşanmadı. Finali oynayan İspanyol takımları (ki onların toplamda 2000'in üzerinde seyircisi vardı) dışında diğer 4 takımın da 300-500 arası seyircisi var iken, iki Türk takımının seyirci sayısı 4 gün toplandığında ancak o rakama ulaşabildi. Takımına en çok sahip çıkan Joventut taraftarı şampiyonluk sevincini doyasıya yaşarken, zaferi elde edemeyen ancak bir o kadar mutluluğu hak edecek özveride bulunan Girona seyircisi de 2.lik başarısıyla takımını alkışladı.
Aslında hak eden kazandı. Joventut, şu anda Avrupa'nın 1 numaralı skorerine sahip; Rudy Fernandez. İspanya Ligi'nin de kralı olan Rudy'nin dışında henüz 18 yaşına girmeyen ve belki de Avrupa'nın gelmiş geçmiş en büyük yeteneklerinden gösterilen Rick Rubio, görünmez işleri halleden Lavina, yakından tanıdığımız 'vicdansız şutör' Jagla, 2 yıllık psikolojik problemlerini atlatan Moiso, zor anların şutörü Mallet, ağır işçi Barton ve diğer parçalar eklenince Eurolig seviyesine ulaşan kadrosuyla Joventut'un başarısı sürpriz değil.
Asıl problem bizde. İlk sorun turnuvanın en başarılı takımı olarak 2. Tura çıkan ancak sonra dalgalanan bir performansla çeyrek finale gelen Beşiktaş Cola Turka. Beklentileri en üste taşıyan takım son bir aydır fişi çekmiş gibiydi.
Diğer sorun ise zaten sezon başından bu yana sakatlıkların derinden yaraladığı G.Saray Cafe Crown'un Gaines-Owens-Dee 3'lüsünün sırtında yükseldiği 8'li Final'e gelirken bu 3 oyuncunun son zamanlarda inişe geçen performansıydı. G.Saray bu görüntüsüyle fazla atamayan bir yapıdaydı. Onların yapması gereken rakibin işleyen düzenine izin vermemekti. Bunun dışında Hüseyin dizi dışında apandist sıkıntısıyla da uğraşıyordu.
3. problem ise; Sarı-kırmızlıların güldüğü İstanbul derbisini İspanyollar gibi basketbol seviyesinde yaşamak yerine küçümsedik. "Böyle basketbol olur mu?" diyerek. 40 dakika 40 top kaybı. Top kaybı tempo düşmanıdır. Ama her iki taraf için de. Beşiktaş-G.Saray maçından geçip, G.Saray'ın oynadığı diğer iki maça bakarsak Joventut ve Dinamo'nun toplam top kaybı sayısı 35. Sarı-kırmızlılarda ise bu rakam 3 maçta da 20'nin üstünde. G.Saray topun değerini bilmiyor orası kesin. Ancak rakibi de hücumlarını dar ediyor. Joventut 17 top kaybı yaptı yarı finalde, G.Saray ise 22. Çalınan bazı yanlı düdükleri ekleyip çıkarırsak denk bir performans. Top kaybı ve düşük tempo yeri geldiğinde işinize bile yarıyabiliyor. Çünkü Joventut'u atarak yenmek sınırlı skor kapasitesi olan G.Saray için çok zordu. Ki, çok düşük tempoda oynanmasa da Joventut maçını son dakikada G.Saray'ın girmeyen 3'lüğünün ayırt ettiğini de unutmamak gerek.
Sonuçta son iki yılda prestij kazanan Türk basketbolu adına iyi bir sınav oldu. Daha iyi olamaz mıydı? Tabii ki de olurdu. Özellikle özkaynaklarını kullanarak finale çıkan İspanyolları görerek İstanbul derbisinin çıkan ilk 5'lerinde sadece 2 Türk olması üzücüydü. Ancak ortada 2 takımımızın da ulaştığı bir başarı ve birinin bir adım daha ötesi varken nedir bu 'Güzeli çirkin yapma' arzumuz. Tüm takımlarımızın Avrupa macerası bitti. Şimdi şapkayı önümüze koyup tartışma, eteklerindeki taşı dökme zamanı geldi. VATAN / ADNAN ONARAN |
 |
YAZICIYA GÖNDER |
|
ARKADAŞINA GÖNDER |
|
|
|
|